Saglık

BeBeklerde Beslenme.

Anne sütü tartışmasız bebeğiniz için en iyi besin kaynağıdır. Ancak bebeğiniz anne sütü alamıyorsa, onu en doğru şekilde beslerken hastalıklara karşı da korumak istiyorsanız içiniz rahat olsun: Bu dönemde bebeklerin besinsel ihtiyaçlarına göre hazırlanmış devam mamaları sağlıklı büyüme ve gelişme için anne sütünden sonra en doğru, en sağlıklı alternatiftir.



Bebeğin sağlıklı büyüme ve gelişimi için ilk bir yıl inek sütü kullanılmaması gereği tüm bilimsel çevreler tarafından kabul edilmiş bir gerçektir. Büyüme ve gelişmenin en hızlı olduğu hayatın ilk bir yılında bebeğinizin sağlıklı ve doğru beslenmesi kadar mide barsak enfeksiyonları, allerji ve ishale karşı korunması da önemlidir.

FONKSİYONEL BESİNLER NE DEMEKTİR?
Günümüzde sağlık için faydalı besin maddeleri araştırma çalışmaları yoğun olarak yapılmaktadır. Bu çerçevede değerlendirilen en güncel bilimsel gelişmelerden biri olan “Fonksiyonel Besinler,” “Sağlıklı Besinler” (Healthy Foods) olarak da adlandırılır. Fonksiyonel besinler, doğru ve dengeli bir beslenme sağlama haricinde, hastalıkların tedavisi de dahil olmak üzere tıbbi, koruyucu, faydalı ve sağlığa katkıda bulunan besinlerden oluşan bütünsel bir kavramlar dizisi olarak tanımlanabilir.

PROBİYOTİK BESİN NE DEMEKTİR?
Bu kavramlardan birisi probiyotik besindir ve tüketilmesi barsak florası için faydalı etkilere sahip canlı bakteriler bileşimini içeren besinler olarak tanımlanırlar. Probiyotikler, anne sütüyle beslenen bebeklerin barsak florasında yoğun olarak bulunur.

BEBEK İÇİN PROBİYOTİKLERİN FAYDALARI NEDİR?
Probiyotikler doğal korumayı temin eder. Bağışıklık sistemini destekler, hastalık yapan mikroorganizmaların üremesine engel olurlar. Hastalıklara karşı direncin artmasını sağlarlar. İshal ve allerjinin önlenmesi ve iyileştirilmesinde önemli faydaları vardır. Sindirimi kolaylaştırır, vitaminlerin sentezinde rol oynarlar.

BEBEK MAMALARINA PROBİYOTİK İLAVESİ MÜMKÜN MÜDÜR?
Bebek mamalarına probiyotik ilavesi yapılabilmesi ancak çok ileri teknolojinin kullanıldığı sistemlerde mümkündür.

Probiyotik etkilerinin klinik çalışmalarla kanıtlanmış olmasının yanı sıra, bebek mamalarına ilave edilen probiyotiklerin, faydalı olabilmesi için taşıması gereken en önemli özelliklerden biri insan kaynaklı olmalarıdır.

Çünkü probiyotik ilavesi değil, doğru anne sütüyle beslenen bebeklerde mevcut olan probiyotik ilavesi önemlidir.

PROBİYOTİK İÇEREN BEBEK MAMASI ÜLKEMİZDE MEVCUT MUDUR?
Anne sütü ile beslenen bebeklerde doğal korumayı sağlayan probiyotikler ülkemizde sadece ÜLKER HERO BABY 2 PROBİYOTİK devam mamasında kullanılmıştır. Bebeğinizi beslerken, onun aynı zamanda hastalıklardan doğal yollarla korunmasını sağlayacak çok yeni bir konsept olan fonksiyonel besinler Ülker Hero Baby 2 Probiyotik Devam maması ile sizlere ulaşıyor.

Ülker Hero Baby 2, anne sütü ile beslenen çocuklarda dominant etkileri klinik deneylerle kanıtlanmış olan b.bifidum&b.longum türleri ile zenginleştirilmiş tek bebek maması olma özelliğini taşıyor. Ülker Hero Baby 2, 4. aydan itibaren anne sütü alamayan bebeklerde doğal korumayı sağlayan, büyüme ve gelişmeyi destekleyen besleyici devam sütüdür.

• Vücudun bağışıklıkla ilgili savunma mekanizmalarını güçlendirir.
• İshal ve alerjiyi önler.
• Sindirimi kolaylaştırır.
• Enfeksiyonlara karşı direnci artırır.
• Bebeğin özellikle bu dönemde artmış olan DEMİR, ESANSİYEL YAĞ ASİTLERİ ihtiyacını karşılar.

Ülker Hero Baby 2 Probiyotik Devam Maması, bebeğinizi mükemmel bir şekilde beslerken, aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendirir, hastalıklara karşı direncinin artmasını sağlar.

DENGELİ BESLENME NEDEN ÖNEMLİDİR?
İlk bir yılda doğru ve dengeli beslenme eğitimde başarı, bağışıklık mekanizmasının gelişimi, vücut kompozisyonunun doğru gelişimi, sağlıklı çalışma gücünü sağlarken, ilk bir yılda yanlış ve yetersiz beslenme, uzun dönemde şeker hastalığı, şişmanlık, kalp hastalığı, yüksek tansiyon ve yaşlanmanın hızlanmasına neden olmaktadır.

Şeker Hastalığı Hafife Alınmamalı!

Kanser veya kalp kriziyle karşılaştırıldığında şeker hastalığı daha az tehlikeli görünüyor ama gerçek farklı.

Amerikan Diyabet Derneği başkanı Larry Hausner şöyle diyor: “Genel grüş şöyle: Nasıl olsa şeker hastalığının tedavisi var, hem şeker hastası olduğunu söyleyen insanlar çok da sağlıklı görünüyorlar. Zaten hiç kimsenin şeker hastalığından öldüğünü de duymadık.. Oysa şeker hastalığıyla ilgili bilmediğimiz hala çok şey var”

Şeker hastalığı asla afife alınacak bir rahatsızlık değil! Bütün vucudu etkiliyor, duyma ve görme kayıplarına hatta cinsel bozukluklara yol açtığı gibi uyku düzenini ve zihinsel sağlığı da etkiliyor. Üstelik kalp krizi ve felç riskini bariz derecede artırıyor.

“Sizi diri diri yiyip bitirme potansiyeline sahip bir hastalık bu” diyor North Carolina Üniversitesi Tıp fakültesinden Dr.John B. Buse “o kadar kötü bir hastalık ki yaratacağı kötü etkileri tahmin etmek neredeyse imkansız”

Diyabet, vücudun kan şekerinden enerji elde edememesinin bir sonucu olarak gelişiyor. İkinci tipteki şeker hastalığı –ki şeker hastalarının %90-95’i bundan muzdarip- şişmanlık ve egzersiz eksikliği gibi nedenlerden ötürü ortaya çıkıyor. Birinci tip şeker hastaları ise çocukluklarından itibaren bağışıklık sisteminde meydana gelen bir bozukluk sonucunda insülin salgılayan hücrelerin ölmesiyle oluşuyor.

ABD halkının %8’inde şeker hastalığı olduğu tahmin ediliyor. 60 yaş üstü insanların yüzde 25’inde şeker hastalığı gelişiyor. Kan şekeri seviyelerinde anormallik olan ve şeker hastalığının ön evresinde kabul edilebilecek insanların oranı ise yüzde 25 tahmin ediliyor.

Diyabet, tedavi edilebilir bir hastalık. Bilhassa yeni geliştirilen ilaçlar sayesinde tedavideki başarı oranı hızla yükselmekte. Ancak hastalığın izlenmesi ve kontrol altında tutulması oldukça masraflı bir süreç. Üstelik bu süreç bütün bir yaşam tarzını etkiliyor: Hastaların kilolarına sürekli olarak dikkat etmesi, düzenli egzersiz yapmaları ve karbonhidrat seviyelerini sürekli olarak kontrol etmeleri şart.

En kötüsü ise, şeker hastalığının diğer bir çok rahatsızlığı tetikleyici ve kötüleştirici etkiye sahip olması. Sinir sisteminde yaratacağı tahribatların sonucu olarak körlük ve işitme kaybına neden olabileceği gibi, diyabet karaciğer ve böbrekler üzerinde de son derece tahripkar etkiler yaratabiliyor.
Diyabet cinsel hayatı da çok olumsuz etkiliyor. Şeker hastası erkeklerin yüzde 50 ile yüzde 80 arasında değişen bir kısmında sertleşme bozuklukları yaşanırken kadın hastalarda ise cinsel istek kaybı sıkça görülen bir durum.

Doktorların önündeki en büyük engelse, hiç kimseyi korkutmadan bu hastalığın tehlikelerine dikkat çekebilmek. İnsanların korkmadan bu hastalıkla mücadele edebilmesi gerek ama ne kadar ciddi bir sorunla baş etmek gerektiğini asla unutmadan…

>>Sağlık nedir?<<

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.” Zamanın bütün zenginliklerine ve Osmanlı İmparatorluğunun tahtına sahip olan Kanuni Sultan Süleyman; sağlığın elde edilen tüm nimet ve zenginliklerden daha üstün olduğu çok anlamlı bir biçimde bu şiirle dile getirmiştir.Gerçekten de sağlık mutlu bir hayatın parçasıdır.

Hastalık ve sağlık kavramları kültürlere bağlıdır. Bir yörede,toplumun çoğunda bağırsak paraziti varsa,bu durum hastalıktan sayılmayabilir.Sigara içen biri kişi,öksürüğünü sigaraya bağlayıp gerçek nedeninin bir başka şey olabileceğini dahi düşünmeyebilir.Çocuğu ishal olan bir anne,tüm çocuklar ishal oluyor düşüncesiyle bu durumu hastalıktan saymayabilir.Bir sakatlık olarak bilinen ve kundak yapılan çocuklarda çok görülen doğuştan kalça eklemi çıkığı Navajo yerlilerinde çok yaygın olduğundan hastalık olarak kabul edilmez.

Eskiler bazı köylerde belli bir yaştan sonra trahoma bağlı körlüklerin kaçınılmaz bir durum olduğuna inanıldığını,ancak devletin etkin trahom mücadelesi ile körlüğün kaçınılmaz bir olay olmadığını anladıklarını belirtirler.Ayrıca pek çok kişi hasta veya yakınması olmadığı zaman kendisini sağlıklı kabul eder.

Hastalık ve sağlık kavramları kültüre bağlı olmasına rağmen,insan her yerde insandır ve bu nedenle sağlığının bir evrensel tanımı olmalıdır.Dünya Sağlık Örgütü sağlığı şöyle tanımlanmaktadır:”Sağlık,yalnızca hasta veya sakat olmamak değil bedenen,ruhen ve sosyal yönlerden tam bir iyilik halidir.”Bu tanım artık bütün dünya ülkelerinde kabul edilen bir tanımdır.O halde,kişinin tam sağlıklı olabilmesi için bedenen hasta veya sakat olmaması yetmemektedir.Bu kişinin aynı zamanda ruhen de dengeli olması,sosyal yönden tam bir iyilik hali içinde olması gerekmektedir.İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliklerden biri de sosyal bir varlık oluşudur. Yaşamımızın her anında çevremize ki kişilerle ve olaylarla ilgili ve kaşıklıklı bir etkileşim içinde bulunuruz.Bu olayların sağlığımızı etkilediği bir gerçektir.Öyle ki,toplum hayatının etkileri sonucu oluşan bazı hastalıklar için sosyal hastalıklar deyimi kullanılmaktadır.

Verem hastalığı bunlardan biridir. Bu hastalığın,toplumun ekonomik olarak düşük düzeydeki,yoksul,çok çocuklu,eğitimsiz ve bozuk bir çevrede yaşayan ailelerde daha fazla görüldüğü bilinmektedir.Bir başka deyişle yoksulluk,eğitimsizlik gibi sosyal olgular,verem hastalığının temelinde yatan olaylardır.Aynı şekilde yetersiz beslenmede,gelişme geriliğinde,bulaşıcı hastalıklara yakalanmada, kazaların oluşmasında,hatta doğuştan sakatlıkların ortaya çıkmasında sosyal ve kültürel faktörlerin payı vardır.Özetle sağlık sosyal bir olaydır. aynı zamanda.Bu nedenle,sağlık olaylarından ve sağlıklı olmak için yapılması gereken çabalardan söz ederken;sağlığı etkileyen biyolojik ve fiziksel nedenlerin yanı sıra sosyal olayların da göz önünde bulundurmak zorundayız. İnsanı anlayabilmek,hastalık ve sağlığını değerlendirebilmek için onu çevresi ile bir bütün olarak kavrayabilmek ve insanla çevresi arasındaki etkileşimi anlamak gerekir.İnsanın çevresini incelemeyi kolaylaştırmak için,çevresel etmenleri;biyolojik ,fizik ve sosyal çevre olmak üzere üçe ayırabiliriz.Bu etmenler ve insan sürekli bir etkileşim halindedir.Etkileşim;yalnız insan ve çevresel etkenler arasında değil aynı zamanda bu etkenler arasında da vardır.Bu etkileşme ağı içinde insanı bir bütün olarak görmek gerekir.Bunu bir saatin çeşitli parçalarını ve nasıl işlediğini bilmek,onu bir sakat olarak görmemizi engellemediği gibi insan ve çevresindeki etmenleri ayrı ayrı görüp bilmemiz,bütünü düşünmemiz ve görmemizi engellemediği gibi insan ve çevre- sindeki etmenleri ayrı ayrı görüp bilmemiz,bütünü düşünmemiz ve görmemize engel olmamalıdır.

İlkçağlarda hastalıkların;kötü ruhlar,cinler ve periler veya niyetlerin bakışlarından(nazar) meydana geldiğine inanılırdı.Bilimsel gelişmenin emekleme döneminde olan insanlar;karşılaştıkları sağlık sorunlarını,sihir,muska,mavi boncuk,büyü gibi araç ve uygulamalarla çözmeye çalışıyorlardı.Salgınlar gibi toplumsal felaketlerde tapınaklara doluşur,ayin yapılıyor,büyücülere koşuyorlardı. Ne yazık ki günümüzde de bu gibi ilkel yaklaşımların kalıntıları, eğitim düzeyi düşük kişiler arasında sürüp gidebilmektedir.

Daha sonra bazı temel besin maddelerinin eksikliğinin önemli sağlık sorunlarına yol açtığı anlaşıldı.Daha önce lanetlenmiş gemilerde çıktığı sanılan skorbüt hastalığının,sadece kuru ve konserve veya salamura yiyecek yenilmesinden kaynaklandığı anlaşıldı.Skorbütün C vitamini eksikliğinden meydana gelen bir hastalık olduğu ortaya çıktıktan sonra sorunlar daha kolay çözümlendi. Bunu mikropların bulunuşu izlendi.Bir çok hastalığın sebebi mikroplardı.Daha sonra mikropların neden olduğu hastalıkların büyük çoğundan bağışıkla ma ile korunabilmenin mümkün olduğu ortaya çıktı. Sanayileşme;çevre kirliliği,hava kirliliği ve kimyasal atık sorununu birlikte getirdi.Artık çevre olayları daha geniş anlamda bir sağlık sorunu yaratıyordu. Sorunların çözümü için insanı çevresi ile bir bütün olarak ele almak gerekliydi.

Günümüzde en önemli hastalıkların nadir veya tedavisi güç hastalıklar değil,bir toplumda en çok görülen,en çok sakat bırakan ve en çok öldüren hastalıklar olduğu anlaşılmıştır.Kişi ve toplumların sağlık düzeyini,sosyal ve ekonomik nedenler belirler;bunlar fizik,biyolojik ve diğer çevre faktörleri değil, küçük toplumsal birim olan aileden başlayarak bütün toplumun sorunudur.

Sağlıkla ilgili harcamalar bir masraf değil,insan gücü yatırımıdır.Hastalanan ve ölen kişiler toplum için kayıptır.Toplumların en önemli zenginliği sağlıklı ve iyi yetişmiş insan gücüdür.Sağlık harcamaları bir yatırımdır.Çünkü üretim ve katkı gücü yüksek bir insan gücü yaratmayı amaçlar.

>>

, nasıl olusur, belirtileri, tedavisi, testi <<

En az iki haftalık süre içerisinde aşağıdaki belirtilerden en az beşi sizde varsa DEPRESYON sorgulanmalıdır.

*Çökkün bir ruh hali, ilgi kaybı ya da yaptıklarından zevk alamama,
*Günlük iş ve gücünü yapamama,günlük işlere karşı isteksizlik,
*Perhiz yapmadığı halde aşırı kilo kaybetme ya da kilo alma (Bir ayda vücut ağırlığının %5 inden fazlasını alma ya da verme) İştah kaybı ya da aşırı iştah.
*Hemen her gün aşırı uyma ya da uykusuzluk,
*Sıkıntı huzursuzluk yerinde duramama,
*Kendini yorgun bitkin halsiz hissetme (enerjisi çekilmiş gibi hissetme)
*Kendini değersiz aşağılık ya da suçlu gibi hissetme
*Dikkatini bir noktaya toplayamama
*Cinsel istekte aşırı azalma ya da istek kaybı.

Halk arasında sıkıntı ile giden bütün hastalıklar depresyon olarak adlandırılmaktadır. Ancak depresyon bunların hepsinin ötesinde özel bir durumdur. Yukarıda saydığımız belirtilerin hepsinin herkeste görülmesi beklenmez. Önemli olan bu belirtilerin kişinin sosyal mesleki ve insani ilişkilerinin ne kadar etkilendiğidir. İş güç yapamayan insani ilişkilerini sürdürmekte zorlanmaya başlayan bir kişi hastalık sınırlarını zorlamaya başlamış birisi demektir. Çünkü depresyonun da kendi içerisinde basamakları vardır. En ağırından Majör depresyonla depressif yakınmaları olan bir kişi arasında dağlar kadar fark vardır. Ancak her ikisi de sonuçta birbirine dönüşebilir.

Sayılan belirtiler içerisinde birbirine zıt görünen belirtiler olmakla birlikte depresyonun farklı alt tiplerinin ayrımı ancak uzman bir gözle ve belirtilerin tümü birlikte değerlendirildiğinde olacak bir iştir. Etrafınızdaki herhangi birinde bu belirtiler varsa ve günlük hayatını etkiliyorsa bu kişi depresyonda olabilir dikkatli olun. Bu belirtiler herkeste zaman zaman olabilir. Dikkat etmek gereken en önemli iki noktayı tekrar hatırlatalım.

1-Belirtilerin süresi
2-Günlük yaşamı ne kadar etkiledikleri.

Tedavide iki ana prensip vardır.

1-İlaç tedavisi
2-Psikoterapi metotları.

Bu iki yöntem birlikte uygulandıklarında eni iyi cevaplar alınır. Bütün hastalık belirtileri geçtikten sonra yapılması gereken şey en az 6 ay daha ilaç kullanımı ve belirli aralarla psikiyatristinizle görüşmektir. Unutmayın bir kez depresyon geçirmek ikincisinin daha kolay gelmesine işarettir.

Depresyonun Tekrarı

Psikiyatrik hastalıklar doğaları gereği zaman zaman tekrarlama riskleri olan hastalıklardır. Ve daha önce depresyon gibi bir hastalık geçirmişseniz tekrarlar mı diye endişenizde haksız sayılmazsınız. Hiç hasta olmayan birinin hastalanması riski nasıl varsa daha önceden hastalanmış biri de hastalanabilir. Ancak risk biraz daha fazladır.

Bunu depresyon için değerlendirelim. Geçirilmiş bir atak varsa ve bu ilk ataksa, ailede hasta kimse yoksa bir daha hiç hastalanmama şansı % 50′dir. Eğer daha önce geçirilmiş hastalık 2 yıldan uzun sürmüşse daha sonra hastalanma riskimiz yüksek demektir. Tekrarlayan her hastalık atağı riskimizi artıracaktır. 1.derece akrabalarda (anne,baba,kardeşler gibi) hastalık varsa daha fazla risk altındasınız demektir.

Psikiyatrik rahatsızlıklar artık eskiye oranla çok daha iyi tedavi edilmektedir. Bu gerek ilaçların gelişmesi gerekse hastalıkların daha iyi öğrenilmesi ile alakalıdır. Yani artık hekimler bazı hastalıkları daha iyi öğrendiler ve daha iyi tedavi etmeyi başarabiliyorlar. Hastalıklar tedavi edilebilir risk altında olanlar daha dikkatli olursa tablo tam oluşmadan başvurduklarında daha kolay tedavi olurlar. Hastalık tekrarı için risk faktörleri:

Ailede başka bireylerde hastalık varlığı
Daha önceki hastalığın uzun sürmesi (2 yıl ve üzeri) ve zor tedavi edilmiş olması.
Daha önce birden fazla kez hastalık geçirmiş olmak.
Hastalık tekrarlamasını önlemenin en iyi yolu önceki atağı iyi tedavi etmektir. Bu yüzden tedavinizi kesmeden önce mutlaka hekiminize danışın.

Hazan Mevsimi

Yaklaşan sonbahar hangimizi hüzünlendirmez ki? Düşen sarı yapraklar çoğunlukla insanın içindeki hüzün duygusunun harekete geçirir . İnsanlar hayatlarında da benzer Sonbaharları yaşarlar. Şarkı sözlerinde de sonbaharın hüzün verici özelliği hep dile getirilmiştir.

Yalnız şarkı sözlerinde değil bilimsel araştırmalarda sonbahar ve ilk baharda Depresyon ve Mani gibi ruhsal rahatsızlıkların arttığını ortaya koymuştur. Özellikle çökkün duygulanım(Yani mutsuz ümitsiz ve halsiz hissetme), iş güç yapma isteğimizde azalma sabahları yataktan kalkmak istememe, iştahsızlık, keyifsizlik, yorgunluk hissi, cinsel isteksizlik, bazen hayatı yaşamaya değmez bulma hemen herkesin az çok hissettiği şeylerdir.
Bu duygular hazan mevsiminde (Sonbaharda) kabarır.

Bir çok insan bunu hisseder ama az bir kısmımızın günlük yaşamını etkiler. Eğer günlük yaşantımızı bu duygular etkilemeye başlamışsa, işimizi yapamıyorsak her zamankinden çabuk sinirlenip etrafımızı kırıyorsak ve 2 haftadır bu durum değişmemişse giderek de artıyorsa hazan mevsimi hüzne gebedir denebilir. Bu durum önceki yıllarda da olmuşsa bu yıl daha dikkatli olmalısınız.

Bu sonbahar umarım 1999 yılı sonbaharında milletçe yaşadığımız felaketleri unutturur. Sonbaharla birlikte eskiden psikiyatrik sorunu olanlar biraz daha gerildiler. Bazılarınınsa eski rahatsızlıkları nüksetti. Yapılması gereken tedavisi devam eden hastaların kesinlikle aksatmamaları. Belirtileri nüksedenlerin de doktorları ile bir an önce irtibata geçmeleri gerekir.

Mani

Depresyon en çok bilinen duygudurum bozukluğudur. Ancak yaşanılan çökkünlüğün zıttı bir şekilde duygulanımın taşkın bir hal aldığı bir psikiyatrik rahatsızlık vardır ki ona da mani diyoruz. Mani halk arasında pek bilinmeyen bir hastalıktır. Yaşam boyu görülme sıklığı % 1′dir. Yani 100 kişide bir kişide görülür. Oysa bu oran depresyon için %3-5 tir.

Çok iyi bilinmediği içinde bu sorun bazen kişinin kendisine ve bazen de çevresine zarar vermesine yol açabilir. Bu nedenle iyi tanınmalı ve tedavisi ihmal edilmemelidir. Genel özelliği hastanın günlük işlevselliğinde belirgin bozulmaya sebep olan ve hastanın muhakeme yetisini bozan inatçı biçimde yükselmiş, kabarmış veya aşırı uyarılmışlık hali ile giden bir duygudurum bozukluğudur. Bu aşırı uyarılmış ve taşkın halin en az bir hafta sürmesi bu hastalığın tanısını koymak için gereklidir. Ancak bazen mizaç o kadar yükselmiş olur ki 1-2 günlük bir süre bile hastalığın tanısını koymak için yeterli olabilir.

Bu duygudurum bozukluğu sırasında aşağıdakilerden en az 3 ünün varlığı gereklidir.

1. Kendine güvende abartılı ve aşırı bir artma olması. En güçlü benim benim her şeye gücüm yeter. (Bazen peygamber ya da tanrı olduğunu bile iddia edenler olabilir.)

2. Uyku gereksiniminde azalma ( Mesela sadece 2-3 saatlik bir uyku ile günlerce idare etme ve dinlenmiş hissetme halinin varlığı)

3. Her zamankinden daha konuşkan olma ya da etrafındakileri konuşmaya tutma hali.

4. Fikirle öylesine hızlı değişir ki zihnindeki u uçuşmayı konuşma hızı yakalayamaz ve daldan dala atlama olur.

5. Dikkatte aşırı bir dağınıklık olur ve basit ayrıntılar bile dikkatini dağıtabilir.

6. Motor faaliyetlerde aşırı bir artma vardır. Yaptığı işin amacına yönelik davranışlar ve hareketler artar.

7. Kötü sonuç verme ihtimali, yüksek zevk veren etkinliklere aşırı katılma (sonucunu hesap etmeden ani kararlar verip uygulamaya koyma gibi).

Bu rahatsızlık uzun süre psikiyatrik tedavi gerektiren ve tekrarlama ihtimali olan bir rahatsızlıktır. Ve zaman zaman depresyonla seyreden dönmeler de görülebilir. İlaç tedavisine iyi cevap veren bir rahatsızlıktır.

Sıkıntı Hissi

Sıkıntı insanlık tarih kadar eski bir histir. Bu his, hissedeni tarafından çoğunlukla iç sıkıntısı huzursuzluk, gerginlik, daralma şeklinde ifade edilir. Bu hisle hepimiz günlük hayatımızda tanışırız. Ancak gelip geçici olduğunda pek etkilenmeyi. Bazen sıkıntılarımız öylesine yoğunlaşır ki işimizi gücümüzü yapmamıza mani olacak bir hal bile alabilir. Sürekli gergin ve tedirgin olduğunuzu düşünün; Hayattan zevk almanız azalır, dikkatinizi toparlayamazsınız, işe gitmeyi canınız istemez eskiden zevk alarak yaptığınız bir çok işi artık boş ve anlamsız bulursunuz.

Sıkıntının bariz ve yaşadığınız durumla uyumlu bir nedeni varsa bu doğal bir duygu yansıması olarak değerlendirilebilir. Ancak eğer bu anlamda bir sebep yokken siz kendinizi sıkıntılı ve gergin hissediyorsanız bunu biraz incelemek gerekir.

Burada hemen şu soru akla geliyor sıkıntının normali var mıdır? Evet her insanın hayatında hastalık olmadan yaşadığı normal bir sıkıntı vardır. Ciddi kayıplar (para, sevilen birinin kaybı vs gibi) bir süre için kaybın kişi için anlamı oranında sıkıntıya sebep olabilirler. Ancak bu süre işimizi gücümüzü engelleyecek boyuta ulaşmışsa, sosyal ilişkilerimizi bozuyorsa artık eskiye kıyasla asabi olmaya başlamışsak sınırlar aşılmış normalin ötesine geçilmiş olur.

En çok da depresyonda bu durumu yaşarız. Depresyonun en önde gelen belirtisi zaten duygu duruma hakim ola sıkıntı ve isteksizlik halidir. Sözün özü sıkıntınız 2 haftadan daha uzun bir süredir devam ediyorsa; sosyal mesleki ve aile yaşantınıza negatif yansımaları varsa sıkıntının normal sınırı aşılmaya başlanıyor emektir. Dikkatli olmalısınız.

Işık Tedavisi

Depresyon çağımızın ruh hastalıklarının vebası gibi değerlendirilmektedir. Yaygınlığı ve tedavisinin başka psikiyatrik rahatsızlıklara oranla yüz güldürücü olması dikkatlerin hep üzerinde toplamasına neden olmuştur. Ve bu arada hekimler tedavi için hep yeni arayışlar içerisinde bulunmuşlardır.

Tedavi için yapılan araştırmalar öncelikle depresyonun nedenine yönelik araştırmaların artmasına neden olmuştur. Yapılan beyin araştırmaları rahatsızlığın kaynağına yönelik bir çok farklı durumu tespit etmiş olmakla birlikte beyinde bulunan bir merkezin (corpus pineale) güneş ışığıyla uyarılması neticesinde beynin daha aktif ve canlı uyarı olduğu keşfedilmiş. Bu buluş özellikle kuzey ülkelerinde kış aylarında havanın kapalı olduğu zamanların çok fazla olması nedeniyle gün ışığından oldukça az faydalandığı tespit edilmiştir.

Bu durum güneş ışığının suni olarak verilmesi ile tedavide fayda sağlanabileceği tezinin öne sürülmesine neden olmuş ve denemişlerdir. Bir süre sonra hakikaten faydalı neticeler alınmış insanlar daha az depresif bulunmuştur. Ancak yinede bu tedavi yeterince faydalı bulunmamıştır. Başka tedavi yöntemleri araştırılmaya devam edilmiştir.

Bir süre önce gazetelerde gördükleri bir haber neticesinde depresyonlarını bu ampullerden çıkan ışıkla tedavi ettirmek istediğini söyleyen bir grup hastam oldu. Şunu hatırlatmakta fayda var. Bu ışık ne kadar iyi taklit edilirse edilsin güneş ışığının kalitesini asla yakalayamaz. Ve kaldı ki Türkiye en az güneş alan bölgesi olan Doğu Karadeniz bölgesi dikkate alındığında bile böyle bir tedaviye ihtiyaç göstermemektedir. Çünkü Türk insanı güneşten faydalanmak adına coğrafi olarak çok şanslı bir noktada yaşamaktadır. Bu anlamda ışık tedavisini dışlarken hatırlatma fayda var şu an depresyon için en etkili tedavi metodu ilaç ve psikoterapinin birlikte uygulanmasıdır.
- - - - - - — - - — - - — - - –


>>>Vücut yaşınızı hesaplayın<<<

Bu testle vücudunuzun gerçek yaşını öğreneceksiniz. Yaşınız 30 da olsa, vücut yaşınız kendinize gösterdiğiniz özenle doğru orantılı olarak 20 de, 40 da olabilir. Önemli olan biyolojik yaşınız değil, vücudunuzun kendini kaç yaşında hissettiğidir. İşte bu test, vücudunuzun yaşını ortaya koyacak… Ve tabii sizin kendinize iyi bakıp bakmadığınızı da…

1. Güneş kremi kullanıyor musunuz?
a. Evet, hatta kış günlerinde bile
b. Sadece yazın kullanıyorum
c. Son zamanlarda her gün kullanmaya başladım
d. Sadece tatile gittiğimde kullanıyorum
e. Hiç kullanmıyorum


2. Ne sıklıkla güneşleniyorsunuz?
a. Hiç güneşlenmiyorum
b. Şemsiye altında ve öğlen 12-15.00 saatlerinde güneşe çıkmıyorum
c. Gençken güneşlenmeyi çok seviyordum ama artık eskisi kadar çok güneşlenmiyorum
d. Sadece tatillerde en az 15 koruma faktör krem sürerek ve yüzümü koruyarak
e. Tam bir güneş aşığıyım, koruma kremleri kullanmadan
3. Sigara kullanıyor musunuz?
a. Hayır
b. Eskiden içiyordum ama bıraktım
c. Evet günde en fazla on tane sigara içiyorum
d. Evet günde en fazla 30 tane sigara içiyorum
e. Evet günde 30 taneden fazla sigara içiyorum
4. Günde ne kadar su içiyorsunuz?
a. En az iki litre içiyorum
b. Günde 1-2 litre içiyorum
c. Günde 1 litreden az içiyorum
d. Ne kadar susarsam o kadar içiyorum
e. Çok az su içiyorum
5. Vücudunuz ne kadar fit?
a. Haftada en az üç kere spor yapıyorum
b. Haftada 1-2 kez egzersiz yapıyorum
c. Spor yapmıyorum ama her gün düzenli 20 dakika yürüyüş yapıyorum
d. Ayda iki kez spora gidiyorum
e. Bir yıldan fazladır spor yapmıyorum
6. Kahvaltıda ne yersiniz?
a. Yulaf ezmesi ve taze meyve
b. Tahıl, tost, reçel ve sütlü kahve
c. Kavun
d. Hiçbir şey, ya da sadece kahve
e. Cornflakes
7. Haftada ortalama ne kadar alkol tüketiyorsunuz?
a. Alkol tüketmiyorum
b. Günde 1-3 kadeh alkollü içki içiyorum
c. Haftaiçi içmiyorum ama haftasonu 1-10 kadehe kadar içiyorum
d. Haftaiçi içmiyorum ama haftasonu çok fazla içip geç yatıp geç kalkıyorum
e. Her gün 4 kadehten fazla içiyorum
8. Kendinizi ne sıklıkta mutlu hissediyorsunuz?
a. Sık değil genellikle mutsuzum
b. Tam bir adrenalin canavarıyım bence günlük hayat tam bir efor sarf ettiriyor
c. Arkadaşlarımla ve ailemle kendimi çok mutlu hissediyorum
d. Kendimi ancak ilaçlarla mutlu hissediyorum
e. Hatırlamıyorum
9.Kendinizi şımartıyor musunuz?
a. Ayda 1-2 kez güzellik merkezinde bakım yapıyorum
b. Haftada bir bakım yağları ile vücudumu nemlendiriyorum
c. Arkadaşlarımla haftada iki kez buluşuyorum
d. Çok nadir ancak her sezon bir gün alışverişe çıkarak kendimi şımartıyorum
e. İşten uzak olduğumda ve kendime vakit ayırdığımda kendimi şımartmış oluyorum
10. Ne kadar streslisiniz?
a. Çok nadir, hep kontrollü bir insan olmuşumdur
b. Çoğunlukla stresliyim bu yüzden kendimi hep rahatlatmaya çalışırım
c. Çoğu zaman uyumakta güçlük çekerim çünkü zihnim sürekli yarışıyor
d. Günde 10 saat çalışıyorum, 5 bardaktan fazla kahve içiyorum, hızlı yemek yiyorum ve haftasonu geziyorum.
e. Hayatım ve işim beni sürekli stresli yapıyor. Kendimi çok bitkin hissediyorum
En çok A şıkkını işaretlediyseniz:
Olduğunuz yaştan birkaç daha genç gösteriyorsunuz. Genç göstermeye kafanızı çok takmışsınız. Kendinizi rahatlatarak genç kalabilirsiniz. Dans etmeye başlayın ya da kayak yapın. Kendinizi kontrol etmekten kurtulun artık. Örneğin düzenli içki içenler sürekli içki içenlerden çok daha uzun yaşarlar. Kendinizi bir bardak şampanya ile ödüllendirin.
En çok B şıkkını işaretlediyseniz:
Gençliğinizi korumak için elinizden geleni yapıyorsunuz, bu iyi haber. Ama beslenmenizde antioksidanları artırmanız gerekiyor. Örneğin votka tonik yerine bir bardak kırmızı şarap için. Bir hafta boyunca her sabah kuru erik yemeye özen gösterin. Sigara içiyorsanız C vitamini açısından zengin meyveler yiyin. Çünkü C vitamini özellikle sigara ve güneşin zararlarını azaltır.
En çok C şıkkını işaretlediyseniz:
Olduğunuzdan daha genç görünmek için biraz çaba sarf etmelisiniz. Her gün en az 2 litre su için. Birkaç gün içerisinde cildinizdeki değişimi fark edeceksiniz. Kahvaltıda sadece meyve yiyerek beslenme sisteminizin fonksiyonlarına yararlı olmuyorsunuz, meyvenin yanında lif açısından yüksek olan tahıl, yoğurt ve yağsız süt de içebilirsiniz. Vücudunuzun proteine ve yağa ihtiyacı var. Her gece 8 saat uyuyun. Çünkü cilt kendini uykudayken yeniler. Kendinizi stres altında hissediyorsanız, uykudan önce sıcak banyo yapın.
En çok D şıkkını işaretlediyseniz:
Genç görünmek istiyorsanız acilen harekete geçin. Kahvaltıyı atlamak kilo almanızı engellemez. Kuru meyve ve fıstık ile karıştırılmış tahıllı bir kahvaltı metabolizmanızın çalışmasını artırır. Kafeini kesin, kahve yaşlanmayı hızlandırır. Bunun yerine yeşil çay için. Beslenmenizde bolca A, C ve E vitaminine yer verin. Haftada iki kez en az yarım saat koşun. Alkolden uzak durun ve haftanın 6 gecesi en geç 23.00′de yatakta olun.
En çok E şıkkını işaretlediyseniz:
40 yaşında olmanıza rağmen 60 yaşında gibi gösteriyorsunuz. Beslenmenizdeki bozukluk ve az su tüketimi, sigara içmenizle ve güneşe olan düşkünlüğünüzle birleşince dişleriniz sarardı, cildiniz sarktı. Cilt ve akciğer kanserinin eşiğindesiniz, hayat tarzınızı değiştirmezseniz kalp krizi geçirme riskiniz var. Sigarayı bırakırsanız iki hafta içinde vücudunuzdaki olumlu değişimi görebilirsiniz. Beslenmenizde omega 3 yağlarını arttırın, bu enerji seviyenizi artırır. Hiçbir zaman hiçbir şey için geç olduğu düşünmeyin.

Günde OnLine Konular İle Sizlerle Olucagız …


| Post Comment

Henüz yorum yapılmamış.

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. Geri İzleme URL'si.

Son Yazılar


Son Yorumlar


Bağlantılar


Kategoriler


Search


Arşivler



>sohbet chat chat sohbet sohbet chat chat sohbet lens ek gelir chat sohbet Chat Sohbet sohbet odalari izlesene canli sohbet canli sohbet sohbet sohbet